21.07.2017
BİR ERSİN TOKGÖZ ANALİZİ
Yeni Sayfa 1

Buyurun Sayın Babahan… Bu da Size Kapak Olsun!!!

Usta gazeteci Uğur Dündar’ın Paşakapısı Cezaevine girerek manken Tuğba Özay ile röportaj yapması üzerine sabah Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan 'Uğur Dündar, Tuğba Özay'ın tutuklanmasına neden olan konuyla ilgili hiçbir soru sormayarak onu akladı” diyerek Dündar’ı suçladı.  Peki ne oldu da kimsenin gazeteci kabul etmediği Babahan bir anda gazeteci kesildi? İşte Babahan’ın derdi…

 

Bir haber sitesi başlık atmış: “İki Duayen Birbirine Girdi….”

 

Şaşırıyoruz…

 

Çünkü duayenlerden birisi Ergun Babahan… 

 

Daha gazeteci olduğu bile net olmayan, bir tek haberini anımsamadığımız, gazetede kalmayı patronunun özel işlerindeki (Ki bu patron bugün bir şahıs, yarın bir devlet kurumu olabilir, fark etmez) başarısı ile sağlamış, yine yerini korumak ve kuvvetlendirmek için işi sadece gazetecilik olanların kıyılmasını ya sessizce ellerini ovuşturarak seyretmiş ya da o kıyımın bir parçası olmuş, TMSF’ye geçtikten sonra Sabah’a genel yayın yönetmeni olabilmek için izleyenlerin bile hicap duydukları tavırları sergilemekten geri kalmamış Babahan ne zaman duayen oldu, anlayamadık.

 

Ama enteresandır.

 

Daha önce de gördük. Rüştünü ispatlamak isteyenler ilk önce Uğur Dündar’a saldırırlar. Derler ki aslında “Bakın, ben o kadar gazeteciyim ki Uğur Dündar’ı bile topun ağzına koyabilirim.”

 

Ve Babahan da şansını denedi.

 

Gazetecilik adına söz söyleyebilecek olanların hepsi “O, gazeteci değil ki” şeklinde özetlenecek bir ortak paydada buluşup Babahan ismini komedi figürüne dönüştürünce,

 

Koltuk için girmediği kılık kalmayıp konumuna rağmen en ufak bir ciddiyeti kalmayınca,

 

Bir numaralı koltuğunda oturduğu gazetenin Ankara temsilcisinin yada sıradan çalışanlarının bile isyan ettiği TMSF uygulamalarına karşı tek ses çıkaramadığı için varken yok hükmüne bürününce,

 

Hakkında söylenen onca söze karşı küçücük bir cesaret yada gurur gösterip tek kelime yazamadığı için gazeteciliği ile birlikte gururu ve kişiliği de soru işaretleri taşımaya başlayınca,

 

Şansını denedi.

 

Ama olmadı. Ne Uğur Dündar’ın gazeteciliğini sorgulayacak kadar gazeteciydi, ne bir röportajda olması yada olmaması gerekenleri bilebilecek kadar röportaja yada habere yakın biri, ne de Dündar’ı sorguladığı röportajın kısıtlayıcı şartlarını (Mesela hala davanın sürüyor olması) göz önüne alıp ona göre değerlendirme yapacak kadar omurga sahibi.

 

Ha, koskoca bir gazetenin genel yayın yönetmeniydi değil mi? Röportaja yada habere nasıl uzak olur? 

 

Unutmayın…

 

Burası, Türkiye... Yalakalığın her türlü liyakat esasını ters yüz edecek bir düzleme çekebildiği bir yer yani.

 

Orası, Sabah… Gazeteciliğin değil, devletin borusunun öttüğü gazete yani.

 

Ve O Babahan… Yani öten her boruya ayak uydurmada eşsiz bir oyuncu.

 

Eğer kartlar böyle karılmışsa, bir gazeteyi gazetecilikle ilgisi olmayan biri bile yönetebilir. Ve gazeteciliği ile değil, patronlara el pençe divan durarak yayın yönetmeni olunca kendisini gazeteci sanıp gazetecilik ahkamları bile kesebilir. 

 

Ama hepsi o kadar işte. O gücünüzün kaynağını unutup gazeteci pozlarına bürünürseniz ve rüştünüzü ispatlamak için ismi herhangi bir eklemeye gerek duyulmadan gazetecilikle anılan birisine saldırırsanız, en fazla biraz daha komik olursunuz.

 

Var mı ötesi?

 

Ersin Tokgöz/TURKTİME