25.09.2017
ULVİ BİR VEFASIZLIK...
Yeni Sayfa 1

İstanbul’daki Vefa semtine gitmedik. Ama özellikle bu sektörde ömür tükettiğimiz için biliyoruz ki, evet, Vefa diye bir şeyden bahsediliyorsa o ancak İstanbul’da bir semtin adı olmalı.

 

Sadece…

 

Baksanıza… Bunu doğrulayacak her gün yeni bir örnek görüyoruz. Kim ki şu ya da bu nedenle devrini kapatıyor, tekrar görünür olmak için kırk yıllık dostum dediklerine bile çamur atmaktan çekinmiyor.

 

İzlediniz…

 

Kanal D'de Güneri Civaoğlu'nun programına konuk olan Uğur Dündar, bir döneme damgasını vuran “Rüşvetin Belgesi”ni ortaya çıkardıktan sonra Hürriyet’in 9 sütuna attığı “Bravo Gazeteci” manşetinin kendisi için değerini 'Çocuklarıma bırakacağım miras' olarak değerlendirdi.

 

Gerçekten de bir gazeteci için gurur duyulacak bir durum ve Dündar haklı gururu bugün bile yaşıyor.

 

Manşetin tarihi: 2 Mart 1996.

 

Ve bugün. Yani 9 Nisan 2008. Yani 12 yıl sonrası.

 

Dündar’ın bu açıklamasından hemen sonra yıllarca Dündar’ın ekibinde çalışmış bir gazeteci “o haberi ben bulmuştum” mealinde itirazını dile getiriyor.

 

Evet… 12 yıl sonra.

 

Peki, bu 12 yılda ne değişmişti de o gün, birkaç yıl sonra ya da ilerleyen günlerde hiç sesini çıkarıp “benim” demediği haberini künyesini yazamayan, Sabah Gazetesi'nin olanaklarını kullanarak yayın yapan ve varlığını aşırma haberler üzerine kuran bir sitenin gazıyla sahiplenmek için ortaya çıkmıştı?

 

Söyleyelim...

 

Devri bitmişti. En basit ifadesiyle artık loserdi ve her loserde görülen hezeyan baş göstermiş, çıkışının tutarsızlıklarını bile göremeyecek bir “hiç olmazsa son gol” atma denemesi istiyordu.

 

Oysa biraz hezeyandan uzak düşünebilse şunları sorabilirdi kendine:

 

  • Eğer Dündar benim haberimi 1996 yılında sahiplendiyse 12 yıl neden sustum? Bunu nasıl açıklayabilirim?
  • Belge, söylediğim gibi bana gelmiş olsa bile zaten Arena’da çalışan bir gazeteci olarak belge-bilgi bulmak benim asli görevimdi. Ve bunu o programın kaptanına teslim etmemden, kaptanın haberi takip edip sunması olması gereken şeyden başka ne olabilirdi ki?
  • Belgenin bana gelmesinin direkt Uğur Dündar ve Arena ekibinde yer almamla ilişkisi neydi acaba?
  • Vefasızlık yapacağım, son bir gol atacağım umuduyla Dündar’ın Özdalga ile birlikte o manşetin altını dolduran girişimlerini, İsviçre’ye yaptığı onca çıkarmayı, belgeyi İsviçre bankasından çıkarmak için yaptığı girişimleri nasıl unutup sadece Arena’da olduğum için gelen defteri tek gerçek gibi sunarım?

Eğer ulvi bir gazeteci bu soruları sorsaydı, bugünkü o hezeyanda bulunmazdı.

 

Ama medya bu.

 

Ve medyada vefa diye bir şey yok. Hele loser olmaya görün. Kendinizi yalanlama pahasına dostlarınızı yemek için fırsat kollarsınız.

 

Ama Stendhal’ın dediği gibi: Bir yol, etrafında dikenli teller var diye güzelliğinden bir şey kaybeder mi? Yolcu yürür dikenler ise kendi kötülükleriyle kalakalır!

ARENA HABER, RÜŞVETİN BELGESİNİ KİMİN BULDUĞUNU, TARİHE NOT DÜŞÜYOR…

Hafızası ve yüreğinin fena halde yanılttığı ulvi (!) gazeteci diyor ki:

“Engin Civan”ın rüşvet hesaplarını kaydettiği not defterini ben buldum!.. İsviçre”deki rüşvet hesabının belgesi de defterin içindeydi, Uğur Dündar bu belgeyi alıp İsviçre”ye gitti, bankanın önünde bir fotoğraf çektirdi!”

Olmaz ki, bu kadar da atılmaz ki!

Engin civanın şifreli rüşvet notlarını yazdığı defterin alınmasında ulvi (!) gazetecinin rolü, aracılık etmekti! Defter Uğur Dündar”ın yarattığı güven duygusu nedeniyle bizzat Dündar”a teslim edildi. Bu işlem sırasında her ikisi birlikteydi. Ulvi (!) gazetecinin söylediği gibi içinde İsviçre bankasındaki gizli rüşvet hesabının belgesi falan da yoktu!…

Uğur Dündar defterdeki şifreleri çözebilmek için ekibiyle günlerce adeta şifre uzmanı gibi uğraştı.

X       X      X

İsviçre”deki gizli hesaplar konusu ayrı bir dosyadır ve bu defterle hiçbir ilgisi yoktur…

Yeri gelmişken onun da öyküsünü anlatalım:

Zürih”te yaşayan ve bu gizli rüşvet hesabının açılmasında Selim Edes ile Engin Civan”a aracılık eden bir Türk”e ulaşıldı.. Aydın Özdalga bu amaçla birkaç kez İsviçre”ye gitti ve bu kişinin ekibimize güven duymasını sağladı. Özdalga”nın yoğun çabalarıyla belirli bir zemin yaratıldıktan sonra, Uğur Dündar devreye girdi. Ancak aracı Türk kolay kolay ikna olmuyordu. Dündar da tam üç kez Zürih”e uçtu. Dündar ayrıca İstanbul”a gelen bu haber kaynağını özel olarak ağırladı. Ve sonunda Dündar”ın kişiliğine güvenen haber kaynağı, Zürih”teki bankanın muhasebe servisindeki dostları aracılığıyla rüşvetin belgesinin fotokopisini çıkartıp, Uğur Dündar”a teslim etti. Dündar da belgeyi eline alıp o ünlü fotoğrafı çektirdi.

 X       X      X

 Hikaye bundan ibarettir.

Peki ulvi (!) gazeteci yıllar sonra ortaya çıkıp niçin böylesine sallamış olabilir?

Eeeee, burası medya dünyası!..

Medya dünyası başka dünyalara benzemez!..

Uğur Dündar sayesinde yıllarca paraları cebe indirirken ulvi (!) gazeteciye göre “En büyük, en dürüst, en cesur, en etik, en babayiğit, en….en….gazeteci UĞUR DÜNDAR”dır, UĞUR DÜNDAR”dan başka büyük yoktur!

Ama sıra yolların ayrılmasına gelince, UĞUR DÜNDAR  anında

“En kötü!” oluverir!..

Ne diyelim?

Allah kimseyi acınacak bir “looser” durumuna düşürmesin!