25.05.2017
PROFESÖR OLMUŞ AMA KONUŞMA ADABINI ÖĞRENEMEMİŞ!

Selahattin Duman

ELALEM MÜZE GEZER, BİZ MÜZE SOYARIZ…

Gazetelerdeki "Karun Hazinesi" haberini gördüğümde Yılmaz Erdoğan'ın unutulmaz film karakteri Deli Emin gibi olmuştum..Deli Emin hayatında ilk kez televizyon görünce "Şerefsizim daha önce benim aklıma gelmişti.." diyor ya! Karun Hazineleri'nin çalındığını duymak da bende böyle bir "geç kalmışlık" duygusu yarattı..Sağımda solumda birileri olsaydı ben de Deli Emin gibi bağırırdım.. "Şerefsizim benim aklıma daha önce gelmişti.." diye..

Türkiye'nin cümle müzeleri boynunu bükmüş, içine dalacak gözü kara bir yiğit beklerken kalkıp banka soymaya çalışanların aklına hep şaşmışımdır.. Resimden, heykelden bir cırtım anlamayan bir toplumun müzelerindeki eserleri çiçek toplar gibi derlemek varken al eline silahı.. Bankaya dal.. "Eller yukarı.." diye bağır.. Senin gibi kurnazlara karşı banka kasasında iyice azaltılmış nakiti bir naylon poşete tık.. Bankadan çıkarken de güvenlik kamerasına el salla.. (Bu da televizyon hastalığımızın yan etkisi) Üç gün geçmeden yakalan..Akıl işi mi?
Geçmiş olsun..

Toplumu uyandıran bizim Uğur Dündar oldu.. Müzeleri şöyle bir kurcaladı.. Üç beş esaslı soygun ortaya çıktı.. Karun Hazineleri mesela.. Ortada yok..Kuyumcunun birinde benzeri yaptırılan ayarı düşük altın takılar orijinalinin yerine geçmiş.. Müzeye gelen ziyaretçilerle kafa buluyor.. Başka bir müzedeki üç bin yıllık gümüş sikkeler taklitleri ile el değiştirmiş.. Televizyondaki Uğur Dündar'lı bir sohbetten gündeme düştü ki "Kaşıkçı Elması" da değiştirilmiş olabilir.. Zaten hükümetin kültür adamı da aksini söyleyemiyor..

Ben de bir ekleme yapayım..

Gidip incelesinler.. Müzelerdeki ve saraylardaki tabloların çoğu sahtedir.. Bunu yapmak o kadar kolay ki..

Biz "62 "den tavşan resmi çizemeyenlere ressam muamelesi yapan bir toplumuz.. Elin adamında vesikalık fotoğraf çeker gibi resim yapabilen yetenekler var.. Üstelik bunlara ressam muamelesi çekilmiyor.. Sokaklarda beş on Euro'ya portre çizip hayatlarını kazanıyorlar..Birkaç yıl önce bunlardan bazıları İstanbul'a geldi.. (Nasıl da keşfederler bereketli yerleri) Müthiş tablolar yaptılar.. Her biri bir resim devinin tablosundan taklit..İstediğini çizdir.. Üç yüz, bilemedin dört yüz dolar verdin mi Ayvazovski'nin tablolarından biri yedi gün içinde elinizde oluyor.. İstersen Mona Lisa'yı bire bir yaptır.. "Bu benim büyükannemdi.." diye evinin salonuna as...
Para elimize sonradan geçti ya! Dedesi eşekle gezenler el yapımı araba beğenmez oldular..Cacıktan şaraba geçilen sofra kültürü, marka kıyafetler, bir de ağza mutlaka tıkılan puro asalet tarifi yapmamıza yetmedi..Bir yerlerden duymuşlar.. Batıda seçkin burjuvaların, aristokratların evlerinde sanat eserleri var.. İlle de değerli tablolar..Bunlar da ressamların başına üşüştü..İşte eski doğu bloğu dediğimiz ülkelerden gelen aç ressamların ihya olması bundandır.. Sadece ressamlar ihya olmadı.. Her sonradan görme aileye bir asalet belgesi lazım.. Mesela altı tuğralı bir padişah fermanı.. Onun da esnafı türedi..

Kağıdı alıp içinde çay suyu da bulunan bir sıvıya yatırıyorlar.. Böylece eskimiş süsü veriyorlar.. Sonra eski yazı bilen bir hattat bunun üzerine Celi Divani yazı ile bir metin işliyor..Üzerine de tuğrayı taklit ediyorlar.. Bu sonradan görmeler tıpkı saksağanlar gibi parlak şeylere bayıldığından altın varakla süslüyorlar.. (Ki altını bol kullansan beş gramdan fazla harcayamazsın..) Oluyor size altın varaklı celi divani yazılı padişah fermanı.. Aile fermanı..Bu fermanlardan birini sonradan görme birinin evinde gözümle gördüm.. Adama yüz bin dolara sokmuşlar.. Bu ne, dedim..Gururla "aile fermanımız" dedi.. Divani veya celi divani yazı zordur.. Kolay söktüremem.. Ama çıkarabildiğim kadarı ile Mustafa Kani Efendi diye birinin Kahire'deki filanca camiye ayda şu kadar kuruşa imam tayin edildiğine dair bir belge..Demek ki sahteciliği yapan böyle bir orijinal metin bulup, taklit etmiş.. Ne bilsin sonradan görme garibim.. Ayrıca anlayan yok.. Niye övünmesin ki?

Geçtiğimiz 6 Haziran günü bizim "Beyaz Türkler" gereksiz panik oldu.. Altıncı yılın, altıncı ayının altıncı günü paniği..Tarih rakama vurduğunda 666 çıkıyor.. Bu da şeytanın sayısıymış..6 Haziran günü geldiğinde ne kadar gebe kadın varsa "Aman şeytan doğurmayalım" diye kendilerini lüzumsuz yere sıktılar..Lüzumsuz yere sıktılar, diyorum çünkü Türkiye'nin insanı silme şeytan olmuş..Şeytanın yer yüzünde gezinmediği tek ülke bizimki..İşin aslını bilenler, şeytanın bizden uzak durmasının sebebini "Vaktiyle Türkiye'ye staja gelmiş de başarılı olamadığı için bunalıma girmiş.." diye anlatırlar..

Boşuna gayret..

Şimdi şeytana staj yaptırmayan bir toplumda müzeler bir duvarı yıkık kümes gibi ortada duracak, işsizlikten birbirini kıran bunca şeytan fikirlinin aklına orayı soymak gelmeyecek öyle mi?Bir Osman Hamdi veya Hoca Ali Rıza tablosunu üç yüz dolara bire bir taklit ettirip, hakikisiyle değiştirmeyecek he mi? Yüzde yüz denemişlerdir..İyi de nasıl emin olacağız? Bu memlekette bu işin aslı ile taklidini ayıranı nasıl bulacağız? Üstelik toprağın altından çıkan her çanak çömleğe "Baha biçilmez" damgası vuran, hoşuna giden her şeyi "muhteşem" sözcüğü ile ifade eden bu toplumda..

Bu işlerin bombasını patlatan Uğur Dündar bence boşuna debeleniyor.. Üstelik bu ihtimalleri sayıp döktüğünde müze müdürü bir akademisyenden laf işitiyor..Yarın Kaşıkçı Elmas'ı diye bildiğimiz şeyin Paşabahçe işi olduğu ortaya çıkarsa çok gülerim.. Hiç de şaşmam..