18.10.2017
FLAŞ... UĞUR DÜNDAR AÇIKLIYOR.
Yeni Sayfa 1

FLAŞ..FLAŞ..UĞUR DÜNDAR AÇIKLIYOR!

“ASIL ÖZÜR DİLEMESİ GEREKENLER, KONYA NUMUNE HASTANESİNDEKİ SORUMLULAR VE BİZE “YALAN HABER YAPTI!” DİYEN VİCDANSIZ YALANCILARDIR…”

ERTUĞRUL ÖZKÖK’ÜN “ÖZÜR VE TEŞEKKÜR” BAŞLIKLI YAZISINDAN SONRA YAZILIP ÇİZİLENLERİ HAYRET VE İBRETLE İZLİYORUZ… HAYRETLE İZLİYORUZ, ÇÜNKÜ   KONYA NUMUNE HASTANESİ’NDEKİ BÜYÜK SKANDALI AÇIĞA ÇIKARAN HABER “YALANMIŞ!” GİBİ BİR HAVA ESTİRİLİYOR…

OLAYI GİDEREK LİNÇ KAMPANYASINA DÖNÜŞTÜRENLER, HABERİMİZİ SANKİ HİÇBİR BELGEYE DAYANDIRMADAN YAZMIŞIZ, HATTA DÜZMECE BELGELERLE KOTARMIŞIZ GİBİ İNANILMAZ YALANLAR UYDURUYOR…

OYSA HABERDE KULLANDIĞIMIZ BELGELER ORTADA…

ÖRNEĞİN DOKTOR CELAL TÜTÜNCÜ AMELİYAT RAPORUNDA “ KADIN RADYOLOGLAR İKİ GÜN BOYUNCA ERKEK HASTAYA ULTRASON ÇEKMEDİ!” DİYE YAZMIŞ MI, YAZMIŞ!..

PEKİ, AYNI RAPORDA “BU DURUMU YAZIYLA BAŞHEKİME BİLDİRDİM. BAŞHEKİMLİKÇE MÜDAHALE EDİLDİ VE ULTRASON ANCAK BUNDAN SONRA ÇEKİLEBİLDİ!” DEMİŞ Mİ, DEMİŞ!..

DURUN DAHA BİTMEDİ!

“ULTRASON ÇEKİMİNDEKİ GECİKME NEDENİYLE (YAKLAŞIK 21 SAAT)HASTANIN BİR TESTİSİNİ ALMAK ZORUNDA KALDIM!” DİYE BELİRTMİŞ Mİ, BELİRTMİŞ!”

BU OLAY NE ZAMAN YAŞANMIŞ? KASIM AYININ ORTALARINDA…

PEKİ, BAŞHEKİM NE YAPMIŞ? HİÇ!..EVET HİÇBİR ŞEY YAPMAMIŞ!

AMELİYAT ÖNCESİ DR. TÜTÜNCÜ’NÜN YAZILI ŞİKAYETİNİ VE AMELİYATTAN SONRA KALEME ALDIĞI RAPORU SÜMEN ALTI EDİP BEKLEMİŞ!…

OYSA KAMU PERSONEL YÖNETMELİĞİ “BÖYLE DURUMLARDA ŞİKAYET EDİLEN GÖREVLİNİN YAZILI SAVUNMASI ALINIR!” DİYOR… SAVUNMA ALINIR Kİ, ŞİKÂYETE NEDEN OLAN HUSUSLAR AYDINLANSIN VE VARSA SORUMLULAR CEZALANDIRILSIN.

ÜSTELİK KONYA NUNUMUNE HASTANESİ SIRADAN BİR KAMU KURULUŞU DEĞİL. HASTANELERDEKİ HATALAR VE İHMALLER, İNSAN HAYATINA MALOLABİLİYOR... NİTEKİM BU OLAYDA DA 16 YAŞINDAKİ BİR ÇOBAN HAYATININ HENÜZ BAHARINDA BİR TESTİSİNİ  İHMAL VE SORUMSUZLUK SONUCU KAYBETME TALİHSİZLİĞİNİ YAŞAMIŞ…

GELELİM RAPORU ELİMİZE GEÇİRDİKTEN SONRA YAPTIKLARIMIZA…

ARKADAŞLARIMIZ ÖNCE BU RAPORUN DÜZMECE OLUP OLMADIĞINI ARAŞTIRMIŞLAR. BİRİLERİNİN DR. TÜTÜNCÜNÜN İMZASINI KULLANARAK HAYALİ BİR RAPOR HAZIRLAMIŞ OLMASINDAN KUŞKULANMIŞLAR. AÇIKÇASI 21. YÜZYIL TÜRKİYESİ’NDE BÖYLE BİR RAPORUN YAZILAMASININ MÜMKÜN OLMAMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNMÜŞLER. RAPORUN BİZZAT DR. TÜTÜNCÜ TARAFINDAN DÜZENLENDİĞİ KESİNLEŞİNCE, ÖZEL HAYATLARINDA TESETTÜRLÜ, HASTANEDE DE PERUKLU GÖRÜNEN KADIN RADYOLOGLARA ULAŞMAYA ÇALIŞMIŞLAR. ONLARA ULAŞAMAYINCA  DE EN YETKİLİ KİŞİ OLAN BAŞHEKİME BAŞVURMUŞLAR…

KENDİSİNE BİR AY ÖNCE SUNULAN RAPORU İNCELEYİP, ARADAN GEÇEN SÜRE İÇİNDE SORUŞTURMAYI TAMAMLAMASI GEREKEN BAŞHEKİMİN BU DURUMDA NE DEMESİ BEKLENİRDİ?

“EVET, DR. TÜTÜNCÜ, KADIN RADYOLOGLARIN ERKEK HASTASININ ULTRASONUNU ÇEKMEDİĞİNİ VE HASTANIN BU NEDENLE BÜYÜK SAĞLIK RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA KALDIĞINI BANA YAZILI OLARAK BİLDİRMİŞTİ. AMELİYATTAN SONRA YAZDIĞI RAPORUNDA DA BU HUSUSLARI AYNEN BELİRTMİŞTİ. BEN DE GEREKEN SORUŞTURMAYI YAPTIM VE SORUMLU OLANLARI TESBİT AMACIYLA  SAVUNMALARINI ALDIM! SONUÇTA ŞU KARARA VARDIK!..”

BAŞHEKİM HAYDİ BÖYLE KONUŞMADI AMA ŞÖYLE DE DİYEBİLİRDİ “ EFENDİM DR. TÜTÜNCÜ BANA YAZILI ŞİKÂYETTE BULUNDU. ANCAK YAPTIĞIMIZ SORUŞTURMA SONUCUNDA, KADIN RADYOLOGLARIN SORUMLULUĞUNUN OLMADIĞINI BELİRLEDİK! BİZE GÖRE DR TÜTÜNCÜ HATALIDIR VE GEREKSİZ YERE MESLEKTAŞLARINI TÖHMET ALTINDA BIRAKMIŞTIR!”

PEKİ BAŞHEKİM ARKADAŞIMIZ MİNE ÖZBEK’E NE DESE BEĞENİRSİNİZ?

“EVET, DR. TÜTÜNCÜ”NÜN BANA BÖYLE BİR ŞİKAYETTE BULUNDUĞUNU HATIRLIYORUM. ŞİMDİ BEN SİZİN BU BAŞVURUNUZU İHBAR OLARAK KABUL EDİYORUM VE DERHAL SORUŞTURMA BAŞLATIYORUM!” EVET KARŞISINDAKİ GAZETECİYE BUNLARI DİYOR SAYIN BAŞYETKİLİ!..

BÖYLECE BAŞHEKİMİN SKANDALI SAVSAKLADIĞI KENDİ BEYANIYLA NETLEŞİNCE, HABERİ “İDDİA” OLARAK YAZIP HÜRRİYET”E GÖNDERİYORUZ..

SONRASI KIZILCA KIYAMET!…

DİNDEN BESLENENLER OLAYI BAMBAŞKA BİR PLATFORMA ÇEKMEYE BAŞLAYINCA, BU KEZ BEN DR. TÜTÜNCÜ’YÜ ARAYIP, HABERDE BİR YANLIŞIMIZIN OLUP OLMADIĞINI SORUYORUM.

DR. TÜTÜNCÜ AYNEN “UĞUR BEY, HERŞEY HASTANE KAYITLARINDA VE HASTANIN DOSYASINDA MEVCUTTUR” DİYEREK, RAPORUNUN ARDINDA DURDUĞU ANLAMINA GELECEK ŞEYLER SÖYLÜYOR.

DAHA SONRA BAŞHEKİMİ ARIYORUM.  “BİZİM YALAN HABER YAPTIĞIMIZI SÖYLEMİŞSİNİZ. HABERİMİZİN NERESİ YALAN, SÖYLER MİSİNİZ?..” DİYE SORUYORUM. “HAYIR, UĞUR BEY… BEN HABERİNİZİ ASLA YALANLAMADIM. HATTA GERÇEĞİN ORTAYA ÇIKMASINI SAĞLADIĞINIZ İÇİN SİZE TEŞEKKÜR EDERİM!” DİYOR… DİYOR AMA BİR YANDAN DA MALUM TİYATROYU SAHNELEMEYE BAŞLIYOR…

SONUÇTA OLAN 16 YAŞINDAKİ GARİP ÇOBANA OLUYOR VE HAYATI BOYUNCA EZİKLİĞİNİ DUYACAĞI “TEK TESTİSLİ YAŞAM” GERÇEĞİNE KATLANMAK ZORUNDA KALIYOR…

BİZİM HABERİ YAZDIĞIMIZ SÜREÇTE KARŞIMIZA ÇIKAN GÖRÜNÜR GERÇEK İŞTE BÖYLE…

ŞİMDİ SİZE SORYORUM… ELİNİZİ VİCDANINIZA KOYUN VE CEVAPLAYIN…

DR. TÜTÜNCÜNÜN YERİNE, OTURUP O RAPORU BİZ Mİ YAZDIK? YA DA BİRİLERİ DÜZMECE BİR RAPOR GENDERDİ DE ARAŞTIRMADAN, SORUŞTURMADAN ÜZERİNE Mİ ATLADIK?

YOKSA HASTANENİN BAŞHEKİMİ BİZE YAPTIĞI SORUŞTURMANIN SONUCUNU ANLATTI DA ONU MU YAYINLAMADIK…

EVET, YALAN BUNUN NERESİNDE?

BİR KEZ DAHA SORUYORUM! BU HABERİN NERESİ YALAN?..

AYIPTIR, GÜNAHTIR…

EVET BU OLAYDA ÖZÜR DİLEMESİ GEREKEN BİRİLERİ VAR, AMA ONLAR ARENA EKİBİNDE DEĞİL… ÖZÜR DİLEMESİ GEREKENLER KONYA NUMUNE HASTANESİNDEKİ SORUMLULAR VE BÖYLESİNE BELGELİ BİR HABERE BİLE “YALAN HABER” DİYEBİLEN VİCDANSIZ YALANCI

BUNLAR BİZİM GÖZÜMÜZDEN SKANDALIN ARDINDAKİ GERÇEKLER…ŞİMDİ DE www.haberola.com da ERSİN TOKGÖZ İMZASIYLA YAYINLANAN ANALİZ’DEN ALINTILAR YAPALIM;

Konuyu biliyorsunuz. Hürriyet, bir ay önce Uğur Dündar imzalı “Tesettür Faciası” başlıklı bir haber yayınlamış, büyük tartışmalar yaratan haber, yayınlandıktan sonra farklı boyutlar kazanmıştı. Haberden sonra başlatılan soruşturma sonuçlandırılmıştı ve başörtülü oldukları için ultrason çekmedikleri söylenen kadın doktorların bu işte kabahatleri olmadığı belirlenmişti.

Habere gazetecilik hassasiyetinden baktığınızda, yayınlanmadan önce “doğru haber” için yapılması gereken her şey yapılmıştı. Bir; habere kaynaklık eden belge (Doktor raporu) vardı. İki; rapor, ameliyatı yapan ve raporu düzenleyen doktor tarafından doğrulanmıştı. Üç; bununla yetinilmemiş, rapor başhekime sorulmuş, başhekimden tarafından da doğrulanmıştı.

Hadi, elinizi vicdanınıza koyun ve bir gazeteci olarak tüm bu bilgiler ışığında haberi yapıp yapmayacağınızı tekrar düşünün. Köşenizden ahkâm keserken hangi haberi bu kadar hassas değerlendirip sonra yayınladığınızı söyleyin. Copy-paste haberlerin sadece internet medyasının marifeti değil tüm basının hastalığı haline geldiği bir dönemde bu kadar doğrulamanın eksik olduğunu sevine sevine söylerken, tamlığınızı bir kez daha gözden geçirin.

Ha,

Haber yayınlandıktan sonra ortaya çıkan gerçekler mi? O zaman şu soruları da cevaplayın; Gazetecinin niyet okuma gibi özel bir yetisi olmalı mı? Müneccimlik, gazeteciliğin ya da doğru haberin olmazsa olmazlarından mıdır?

Şimdi kahir ekseriyet “Evet, işte yalan haber” diye sevinip Uğur Dündar’a bindirirken  neden şu gerçekleri göz ardı ederler;

Bu haber yapılmasaydı,

Müfettiş raporuyla da doğrulanan beş doktorun bu olayda ağır sorumluluğu bulunduğu nasıl ortaya çıkacaktı? Bir doktorun olmayan bir olayı rapor haline getirmesi, başhekimin ne raporun gerçekliğini sorgulamaması ne de raporu gerçek kabul edip sorumlular hakkında bir şey yapmaması, yani bu kayıtsızlığı nasıl aşılacaktı? İki kadına iftira edilmiş, tamam. Ama bu haber olmasaydı bu iki kadın nasıl aklanacaktı? Ve böyle olmasaydı testisini kaybeden çoban kimin umurunda olacaktı?

Ruhat Mengi'nin 01.02.2007 tarihli yazısı

 

Özür mü, ne özürü?

 

Konya’da “muayenede geç kalındığı için testisini kaybeden genç” olayı yeniden gündeme geldi ya... Ertuğrul Özkök “Gazete olarak acele karar verdik” diye özür diledi ya... Şimdi bu konuyu yazan (ben de dahil) yazarlardan da özür bekleyen okurlar çıkıyor.

 

Okurlar arasında çizgiyi aşanların, saygı üslubundan taşanların mektubunu anında çöpe gönderiyorum onu da öncelikle belirtmiş olayım. Mehmet Kenger isimli bir okuyucumuzun yazdıkları aslında diğerlerini de özetler nitelikte. Kısaltarak alırsak diyor ki:

 

“Fırsat bulmuş gibi hemen dindar insanlara şevkle hücum ettiniz, şimdi bu haberi yayınlayan Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök haber balon çıktığı için özür diledi, peki siz bu insanlara yaptığınız acımasız eleştiriler ve bu eleştirilerin olumsuz sonuçları için özür dileyecek misiniz? Hep din veya dindar insanlar aleyhinde ne varsa heyecan ve istekle olayın üstüne gidiyor ama onların lehine olacak haberleri görmezden geliyorsunuz...”

 

Yazısında “benim yazılarımı arasıra okuduğunu, dürüstlükten, insanlıktan taviz vermediğimi” de söylemiş ve başlığına konu olarak “Namert değilseniz özür dileyin” yazmış.

 

Hakkımda kesin kararlar verebildiğine göre anlaşılan o ki yazılarımı “arasıra” değil, “sürekli” okuyor, bu bir...

 

Dürüstlükten, insanlıktan taviz vermediğimde çok haklıdır, buna din, dil, ırk konularındaki saygımı da, dindar insanları asla incitmeyeceğimi de ilâve etmesi gerekir bu iki...

 

Ertuğrul Özkök’ün görüşüne elbette saygı duyarım ama bir başkasının özür dilemesine bakarak kendi özürlerime karar vermem, bu da üç...

 

Ben ancak dini, inancı siyasi malzeme yapan, toplumu tek bir “türban” ekseninde, sanki insanların inanması türbana, başörtüsüne endekslenebilirmiş gibi dindarlar/dindar olmayanlar diye bölerek duygu, inanç ve oy istismarcılığı yapanlara karşı çıkarım.

 

Hiç kimseye de benim yazı ve konuşmalarıma bakarak inancımı, dindarlığımı eleştirme veya yanlış değerlendirerek aklına geleni söyleme hakkı vermem.

 

Gelelim konuya...

 

Neymiş efendim konu; Konya’da bir hastanenin bir doktoru (ki söz konusu hasta genci ameliyat eden doktor) ameliyattan sonra bir rapor yazmış ve iki kadın radyoloji uzmanının “erkek olduğu için” bu gencin testis muayenesini yapmadığını, bunun da bir organın kaybına neden olduğunu açıklamış.

 

Bu rapor bir ay başhekimin masasının üstünde durmuş ve hiçbir işlem yapılmamış.

 

GAZETELER ÇIKAMAZDI!

 

Sonra olayı Uğur Dündar duymuş ve haber yapmış, Hürriyet de bunu yayınlamış. (Ve soruşturmanın sonunda doktorun iddiasının “doğru olmadığı” ortaya çıkmış.)

 

Hangi haberci böyle bir olayı duyup üstüne atlamaz ve hangi gazete basmaz sorarım size... Mantık yürüttüğünüzde yeryüzünde hiçbir doktorun iki kadın tıp uzmanına, durup dururken, sebepsiz yere, olmamış bir olay için böyle bir suçlama yapmayacağı açıktır. Ayrıca, hadi birlikte düşünelim; “iftira olduğuna inansa” o başhekim bir ay içinde böyle ciddi bir iddiayı inceleyip gerçeği ortaya çıkarmaz mıydı?

 

Ben de 20 yıla yakın zamandır gazetecilik yapıyorum ve hiçbir gazetecinin aklına böyle bir haberin “iftira/yalan” olabileceğinin gelmeyeceğini biliyorum. Bu anlayışla haber yapılsaydı sizin siyasi haberleri de, diğerlerini de her gün okumanız, gazetelerin her gün çıkması mümkün olmazdı.

 

Çünkü bizim önce müfettişler, Emniyet, mahkemeler vs. yerine olayları soruşturmamız, ancak sonucu alınca yazmamız gerekirdi.

 

Burada tabii asıl sorun radyologların “türbanlı” oluşundan çıkıyor ve sanki konunun üstüne bundan dolayı gidilmiş gibi bir durum yaratılıyor. Asıl önemli olan bu...

 

Peki, olay bundan 20 yıl önce, türbanlı hastane personeli ortaya çıkmadan önce olsa haber yapılmayacak mıydı? Veya radyologlar türbansız ama kafa yapısı “erkek hastaya dokunulmaz” olsaydı yapılmayacak mıydı?

 

Kesinlikle yapılacaktı, böyle bir haber her şart altında HABERDİR.

 

Ama şunu da söyleyeyim; Türkiye’de en önemli konularda olayların üstü ustalıkla örtülebiliyor, iş tehdide ve “ücra köşelere sürülme”ye kadar varabiliyor, belgelerde tahrifat bile yapılabiliyor, yani uzun süredir yazdığım gibi artık neredeyse “adımızdan bile” emin değiliz.

 

Raporu yazan doktor AKP’den milletvekili aday adayı olmuş birisiymiş, özellikle “türban” nedeniyle böyle bir suçlama yapmış olması hiç akla yakın değil...

 

Ama... Bu doktorun hastane dışında da hasta baktığı anlaşılmış, ortaya çıkan soruşturma sonucunda bunun etkisinin olması da akla hiç uzak değil.

 

Her ne olursa olsun burada haber niteliği taşıyan çok önemli bir olay ve birkaç sorumlu var: Raporu “yazan” ile “dikkate almayan” doktorlar.

 

Biz; haberci ve yorumcular asla o sorumlulardan değiliz.

 

Uğur Dündar her zamanki gibi sıradışı bir olayı başarıyla haber yapmıştır ve hem bu nedenle, hem de başhekimin yapması gereken görevi yaptığı için ancak takdiri hak etmektedir.

 

Bana gelince; özür dilemeyi gayet iyi bilirim ama ne zaman dilemem gerektiğini de!

 

Kaynak: http://www7.vatanim.com.tr